| Profiel van hasan.:.Biyografi Space.:.WeblogLijsten | Help |
|
.:.Biyografi Space.:..:Ünlüler Biyografileri:. 12 december HAKAN ŞÜKÜR Hakan Şükür (1 Eylül 1971, Sakarya), adı Adapazarı'nda (Çıracılar Caddesi Bostan Sokak) dünyaya gelmiştir. Gerçek doğum tarihi 29 Temmuz 1971 olmasına rağmen, futbol aşığı babasının o sırada kampta olması nedeniyle nüfus kaydı ancak 1 Eylül tarihinde yaptırılabilmiştir. Sakarya'da doğdu ve kariyeri, doğum yeri olan Sakarya da başladı Basın danışmanlığını Cüneyt Yalınkılıç yapmaktadır.
[değiştir] Başarıları
Türkiye.liginde en cok gol atan 2. oyuncu)
BÜLENT KORKMAZ
Bülent Korkmaz, 24 Kasım 1968 tarihinde Malatya'da doğdu. 1987 yılından 2005 yılına kadar sadece Galatasaray forması giydi. Son derece hırslı ve mücadeleci bir stoper olarak yıllarca takımı için sahada kanını son damlasına kadar savaştı. G.Saray için 37 yaşına kadar top oynadı. 102 defa milli takım formasını giydi ve 2002 yılında Dünya Üçüncüsü oldu. 2005-2006 sezonunda Gençlerbirliği'nin yardımcı antrenörlüğünü yapmıştır. Kaptanın rekorları
HASAN ŞAŞ
Hasan Gökhan Şaş (doğum 1 Ağustos 1976 Karataş ,Adana, Türkiye) Türk orta saha oyuncusudur. Futbola Adana Demirspor'da başlayan Hasan Şaş, daha sonra Ankaragücü'nde oynadiktan sonra 1998 yılında Galatasaray a transfer oldu. 2000 yılında UEFA Kupası'nın kazanılmasında önemli rol oynayan oyunculardan biriydi. 2005 Eylül'e kadar 39 defa milli formayı giyip 2 gol kaydeden Hasan Şaş Türkiye'nin 2002 Dünya Kupası'nda Dünya Üçüncüsü olmasında çok önemli bir rol oynadı.Hasan şaş o sene fifa tarafından dünya kupasının en iyi 6.oyuncusu ve france football tarafından dünyanın en iyi 11.futbolcusu seçilmiştir. Hasan Şaş'ın galatasarayın kazandığı 2002 ve 2006 lig şampiyonluklarında büyük pay sahibiydi. RAFET ELROMAN16 yaşında ilk söz ve bestelerini yazmaya başladı. Hayat ı n ı n en b ü y ü k tutkusunun m ü zik oldu ğ unu anlayan Rafet El Roman , bu y ı llarda t ü m kazanc ı n ı, yine bu sanat alan ı nda yapt ığı yat ı r ı mlara endeksler . 1988'de ilk sahne çalışmalarına başladı. 1992 yılında Saarlaendischer Rundfunk Radio Kurumu tarafından Almanya'da "Yılın En İyi Yeteneği" seçildi. 1994 yılında Frankfurt Kültür Festivali'nde Media Artist Avard - Medya Sanat Ödülü aldı.1995'de Türkiye'ye gelerek ilk solo albümünü çıkardı. "Gençliğin Gözyaşları" adlı albüm bir milyonu aşan satış rakamlarına ulaştı. 1997 yılında "EN GÜZEL GÜNLER SENİN OLSUN" adıyla ikinci albümünü çıkardı. 1998'de Avrupa'da ilk solo albümü piyasaya çıktı. 1998 yılında "Propoganda" filmi ile Kemal Sunal, Metin Akpınar gibi Türk sinema tarihinin dev isimleriyle birlikte başrol oynadı. 1999'da "HAYAT HÜZÜNLÜ" adlı üçüncü albümüyle yine büyük bir başarı yakaladı. 2000 yılında Rafet El Roman, Mehmet Ali Erbil ile Euro 2000 şampiyonası için milli takıma yazdığı "BIR GOL DAHA" şarkısını seslendirdi. 2000 yılında "DAR ALANDA KISA PASLAŞMALAR" adlı sinema filminde Müjde Ar'la birlikte başrol oynadı. 2001 yılında Aşkın Nur Yengi ile, söz ve müziği Rafet El Roman'a ait olan "PEŞİNDEYİM" adlı şarkıda düet yaptı. 2001 yılında "HANIMELİ" adlı 4. albümünü çıkardı. 2002 yılında, 5. albümü "5 NR AŞK" adlı albümünü hayranlarının beğenisine sundu. 2004 yılının yaz aylarında, "SÜRGÜN" adlı 6. albümünü yaptı ve bu albumle çok büyük bir satış grafiği yakaladı, bir çok hit şarkısıyla 2004 yılının en beğenilen albümlerinden biri oldu Sürgün. 2005 yılında, "KALBİMİN SULTANI" adlı 7.albümünü, 10.Sanat Yılı Şerefine müzik severlerin beğenisine sundu, album ilk çıktığı hafta büyük bir satış grafiği yakalayarak, listelerin bir numarası oldu.Müyap yılın en çok satan albümü ödülü “Altın Kelebek”,”Popsav” yılın en başarılı pop sanatçısı ödüllerini aldı. Rafet El Roman, 2000 yılında kurduğu RER Müzik adlı müzik yapım şirketiyle, müzik piyasasına yeni isimler kazandırmayı amaçlıyor. Ayrıca, hayatı sinema ve müzik üzerine kurulan Rafet El Roman'ın en büyük hedefi, senaristliği ve yönetmenliğini yapacağı film projesini hayata geçirmek... 2006 “Gönül Yarası” albümü çıktı. MAHSUN KIRMIZIGÜL 26 Mart 1969 yılında Bingöl'de doğdu. İlk ve Orta dereceli okulları bu şehirde tamamladı. 22 çocuklu bir ailenin ferdi olan Mahsun Kırmızıgül İstanbul Teknik Üniversitesi Konservatuarı' nda müzik öğrenimi gördü. 1980 yılında müzik çalışmalarına başlayan sanatçı amatörce 8 albüm yaptı. Profesyonel anlamda ilk albümü "Alem Buysa Kral Sensin" le 1993' te yayınlandı.Daha sonra "Bebeğim" ,"İnsan Hakları" ve "Sevdalıyım Hemşerim" adlı çalışmalarını yayınladı.1994' ün ikinci yarısında Prestij Müzik şirketine Hilmi Topaloğlu ve Burhan Aydemir' den sonra üçüncü ortak olarak giren Kırmızıgül, sanatçı kişiliğinin yanı sıra yapımcı olarakta müzik sektörü içindeki yerini aldı. Mahsun Kırmızıgül'ün ortağı ve aynı zamanda sanatçısı olduğu Prestij Müzik etiketi ile çıkan albümleri ise şöyle sıralanıyor: "Nilüfer", "Alem Buysa Kral Benim", "12'den Vuracağım", "İnsan Hakları", "Sevdalıyım Hemşerim", "Yıkılmadım". Bu albümler için çekilip gösterime giren klipler ise, "Hemşerim", "Ağlama Sen", "Bebeğim", "Mavi Göz", "Bende Sizdenim", "İnsan Hakları","Alem Buysa Kral Benim", "Herşeyim Sensin", "Belalım", "Taşralı", "Bu Sevda Bitmez", "Sevdalıyım", "Kardeşlik Türküsü","Yıkılmadım" İBRAHİM TATLISES 1952 yılında Şanlıurfa`da doğdu.İnşaatlarda soğuk demir ustası olarak çalıştı.1977 yılında Ayağında Kundura türküsüyle sesini duyurdu.1980'li yıllarda bütün Avrupa ve Ortadoğuya sesiniduyurdu.Kasetleri ve posterleri bazı ülkelerde milyonlarca satarken, yurtiçinde ve yurtdışında sayısız ödülün sahibi oldu. Bugün sadece sanatçı kisiliğiyle degil, insanlara iş alanları açan bir iş adamı olarak tanınıyor. Yönetmen, oyuncu, senarist, ve yorumcu İbrahim Tatlıses'in sahip olduğu şirketler grubu, gıda, film, prodüksiyon, turizm, havacılık, radyo, plak şirketi dallarında faaliyetini sürdürüyor. HALUK LEVENT 26 Kasım 1968 yılında Adana'da doğdu. İlk ve ortaokulu Sabancı İlk Öğretim Okulu'nda okudu. Ortaokul sıralarındaki taklit yeteneği onu tiyatro çalışmalarına yöneltti. Liseyi Adana Atatürk Lisesi'nde okudu. Haluk Levent'in tiyatro faaliyetleri lise yıllarında da devam etti. Liseden sonra Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Mühendisliği'ni kazandı, bir yıl okudu fakat devam etmedi. Sonra Ankara Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı'nı kazandı ancak yine bir yıl devam etti. İkinci yılında Orta Doğu Üniversitesi Fizik Bölümü'nü kazandı yine devam etmedi. Bu kez Ankara Üniversitesi Muhasebe Bölümü'nü kazandı ancak ısrarla yine devam etmedi ve son olarak Bilkent Üniversitesi Dil Öğretim'e kaydını yaptırdı.Bu arada ticaretle de uğraşan Haluk Levent işlerinin iyi gitmemesi üzerine İstanbul'a geldi. Özellikle Ortaköy'de barlarda çalışarak geçimini sağlamaya çalışan Haluk Levent 1992 yılının sonlarına doğru ilk albümü "Yollarda Bulurum Seni" yi Nokta Müzik''e yaptı ve o albüm 600,000 adet sattı. Bu albümle birlikte tanınan Haluk Levent sayısız hayır konserine çıktı. Buradan elde edilen gelirlerle yüzlerce insana dializ ve solunum makinesi aldı.1989 yılında çekte tahrifat suçu işlediği gerekçesiyle 9 ay 15 gün cezaevinde yattı. Cezaevi günlerinde kendisini sevenlerin yalnız bırakmadığını söyleyen Haluk Levent cezaevi çıkışından sonra konserlerine devam etti. Albümleri satış rekorları kıran Haluk Levent son olarak askere giderken "Yine Ayrılık" adlı albümünü çıkardı. Bu arada çevreci özellikleri ile de bilinen genç sanatçı destek amacıyla 11 saat sahnede şarkı söyleyerek kırılması güç bir rekor denemesinde de bulundu. EBRU GÜNDEŞ Ebru Gündeş, 12 Ekim 1974 tarihinde İstanbul´da doğdu.Konfeksiyon işçisi olarak çalıştığı yıllarda sesinin güzelliğini duyan bir tanıdık vasıtasıyla Neşe Demirkat´a götürülür. Amaç, Ebru Gündeş´in Allah vergisi güçlü sesini değerlendirmek ve müzik piyasasına kaliteli ve genç bir ses sunmaktır.Neşe Müzik Yapım, o günlerde henüz kurulmadığı için Neşe Demirkat, bu sesi değerlendirmeleri için Marş Müzik Yapım´ın o zamanki yöneticisi Koral Sarıtaş ve ünlü kemani ve besteci Selçuk Tekay´a yönlendirir onu.Gündeş, bu iki önemli müzik adamından da tam not alarak Marş Müzik Yapım´la anlaşır. Albüm hazırlıklarına başlamadan önce sahne tecrübesi kazanmak ve şöhret dünyasının büyüleyici dünyasına alışabilmek için bir süre Emel Sayın´a vokalistlik yapar. Güzel sanatçı, çok kısa sürede uyum sağlayarak ilk albümünün hazırlıklarına başlar. Ve 1993 yılında 'Tanrı Misafiri' adlı ilk albümü müzik dünyasına bomba gibi düşer. Selçuk Tekay´ın prodüktörlüğünü, Özkan Turgay´ın aranjörlüğünü yaptığı albümde Gündeş, ilk albümünde milyonluk satış rakamına ulaşır. Bu albümle birçok ödüle layık görülen Gündeş, 1994 yılından başlayarak Kral TV Video Müzik Ödülleri´nde 'En İyi Kadın TSM Sanatçısı' ödülünü üç yıl boyunca kimseye kaptırmaz. Ebru Gündeş, ilk albümün ardından hemen ikinci albümün hazırlıklarına başlar ve ertesi yıl 'Tatlı Bela' yayınlanır. Genç sanatçı, 'Tatlı Bela'da bu sefer ağırlıklı olarak slow ve romantik parçalar seslendirir. 'Ben Daha Büyümedim' adlı üçüncü albümü 1995 yılında çıkar.Albüm, 'Fırtınalar' adlı ilk hitiyle ses getirirken Gündeş, 'Ben Daha Büyümedim' ve 'Çok mu Gördünüz' adlı parçalarla eleştirilere sitem eder.Bu albüm, Ebru Gündeş´in müzik hayatında Serdar Ortaç´la olan birlikteliğin de başlangıcı olur. 'Kurtlar Sofrası' adlı dördüncü albümü 1996 tarihinde çıkar. Bu arada oyunculuk tekliflerini de değerlendiren Ebru Gündeş, albümlerinin ismini taşıyan televizyon dizilerinde başrol alır. İki yıllık bir aranın ardından 1998 yılında 'Sen Allahın Bir Lütfusun' adlı albümü müzik marketlerdeki yerini alır. Albüm, Selçuk Tekay´ın yanında Kerem Ökten´in yönetmenliği ve aranjörlüğünde gerçekleşir. Oniki şarkının yer aldığı albüm, Ebru Gündeş´in kendi tarzını sağlamlaştırdığı bir çizgidedir. Ebru Gündeş 2000 yılında hayranlarının karşısına yepyeni bir albümle çıktı. 'Dön Ne Olur' adını taşıyan bu albümünün stüdyodaki tanıtımı sırasında , basın mensupları önünde beyin kanaması geçiren Ebru Gündeş, bir süre hastanede kaldıktan sonra, uzun bir süre de dinlenerek hayranlarından uzak kaldı. Ancak hayranları ona olan sevgilerini albümüne yansıttılar ve Ebru Gündeş´in 'Dön Ne Olur' albümü milyon barajını geçerek büyük bir rekora imza attı. Tarık Ağansoy´un düzenlemelerini yaptığı albümde, genç söz yazarı ve bestecilerin de parçaları bulunuyor. Sezgin Büyük, Altan Çetin, Sinan Özşeker, Ertuğrul Polat, Hakkı Yalçın´ın yanısıra Sezen Aksu´nun unutulmaz 'Hata' parçası da albümde yer alıyor. Sanatçının alışılagelen çizgisini sürdürdüğü albümde bir de sürpriz yaptığı 'Deli Deli' isimli çocuk parçası da yer alıyor. Uzun bir süre dinlenme döneminin ardından, ilk konserini 11 Mart 2000 gecesi Bostancı Gösteri Merkezi´nde veren Ebru Gündeş, konserin tüm gelirini Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Vakfı Hastanesi Reanimasyon Kliniği´ne bağışladı. DİSKOGRAFİ: Tanrı Misafiri (1993) Tatlı Bela (1994) Ben Daha Büyümedim (1995) Kurtlar Sofrası (1997) Sen Allahın Bir Lutfusun (1998) Dön Ne Olur (2000) DENİZ SEKİ Pop Müzik CANDAN ERÇETİN Pop Müzik BARIŞ MANÇO 2 Ocak 1943 yılında İstanbul´da dünyaya geldi.Sahnelerle ilk kez 1958 yılında Galatasaray Lisesi´nde öğrenciyken tanıştı.Galatasaray Lisesi´ni bitirdikten sonra yüksek öğrenimini tamamlamak için Belçika´daki 'Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi´ne gitti. Grubu 'Kurtalan Ekspres' ile beraber Türkiye´de ve yurtdışında birçok ülkede konserler verdi.Yaptığı 200´den fazla beste sayesinde 12 altın ve 1 platin albüm kazandı. Ayrıca bu besteler Arapça, Japonca, Farsça, İngilizce ve Fransızca gibi birçok dile çevrilerek farklı sanatçılar tarafından yorumlandı. Manço´nun şarkıcı ve besteci kişiliği, sunucu ve program yapımcısı kişiliğiyle de birleşerek ortaya herkesin çok sevdiği 'Barış Manço' çıktı.Ekranların en sevilen eğlence ve kültür programlarından biri olan '7´den 77´ye', ilk olarak 1988 yılında TRT1´de yayınlanmaya başladı. 'Türkiye´nin Evliyası' lakabını da kazanan sanatçının, 'Barış Manço Live In Japan' (1996) adlı albümü, Japonya´daki konserinin canlı kayıtlarının olduğu bir albüm . Bu albümün özelliği, Manço´nun bizlere veda etmeden önce yayınladığı son albüm olmasıydı.Ancak ne yazık kı, 40 yıllık sanat hayatının en sevilen parçalarını yeniden düzenlediği 'Mançoloji ' adlı albümünün piyasaya çıkışını kendisi göremedi. 311 Ocak 1999 tarihinde İstanbul'da öldü. DİSKOGRAFİ: Dünden Bugüne (1971) Barış Manço 2023 (1975) Ben Bilirim (Sakla Samanı Gelir Zamanı) (1976) Barış Mancho (1976) Sarı Çizmeli Mehmet Ağa (Yeni Bir Gün) (1979) 20. Sanat Yılı Disco Manço (1980) Sözüm Meclisten Dışarı (1981) Estağfurullah Ne Haddimize (1983) 24 Ayar Manço (1985) Değmesin Yağlı Boya (1986) Sahibinden İhtiyaç (1988) Darısı Başınıza (1989) Mega Manço (1992) Müsadenizle Çocuklar (1995) Live In Japan (1996) Mançoloji (1999) Barış Manço 2000 (2000) Devlet sanatçiligindan seref madalyasina ünvanlari sunlardir: Türkiye Cumhuriyeti: Devlet Sanatçisi - Ankara (1991) Hacettepe Üniversitesi: Onursal Doktora- Ankara (1991) Soka Üniversitesi: Uluslararasi Kültür ve Baris Ödülü- Tokyo, Japonya (1991) Belçika Kralligi: Leopold II Sövalyesi Nisani Brüksel- Belçika (1992) Fransiz Kültür Bakanligi: Edebiyat ve Sanat sövalyesi Nisani Paris, Fransa (1992) Türkmenistan Cumhurbaskanligi: Türkmen Vatandasligi Askabat, Türkmenistan (1995) Pamukkale Universitesi: Onursal Doktora- Denizli (1995) Min-On Vakfi: Yüksek Seref Madalyasi Tokyo, Japonya (1995 AHMET NECDET SEZER 10.CUMHURBAŞKANIGÖREV SÜRESİ 16 MAYIS 2000- 13.09.1941 tarihinde Afyon'da doğdu. 1958 yılında Afyon Lisesinden, 1962'de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. Aynı yıl Ankara Hâkim adayı olarak göreve başladı. Askerliğini Kara Harp Okulunda Yedek Subay olarak yaptı. Sırasıyla; Dicle Yerköy Hâkimlikleri ve Yargıtay Tetkik Hâkimliği görevlerinde bulundu. Medeni Hukuk alanında 1977-1978'de Ankara Hukuk Fakültesinde yüksek lisans (master) öğrenimini yaptı. 07.03.1983 tarihinde Yargıtay üyeliğine seçildi. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi üyesi iken Yargıtay Genel Kurulu'nca belirlenen üç aday arasından Cumhurbaşkanı tarafından 27.09.1988 tarihinde Anayasa Mahkemesi asıl üyeliğine atandı. 6 Ocak 1998'de Anayasa Mahkemesi Başkanı seçildi. Evli ve 3 çocuk babasıdır. HAKKINDA YAZILANLAR Hükümet’e Göre Sezer’in Planı Muharrem Sarıkaya Hürriyet 22 Şubat 2001 CUMHURBAŞKANI Ahmet Necdet Sezer, MGK'daki çıkışını yaparken, hükümete dönük bir planı var mıydı? DSP ve ANAP'lı bakanlara göre, ‘‘Evet vardı, bunu uygulamaya koydu...’’ Hatta, hükümet ortaklarının milletvekilleri, ‘‘Sezer'in planı’’ olarak gösterdikleri senaryoyu DYP kurmaylarıyla da paylaşmış. ANAP'ın etkin bir milletvekili, DYP yöneticisiyle yemekte buluşmuş. Sezer'in ne yapmak istediğine dönük senaryoyu aktarmış. ‘‘Bu plana göre siz de gümbürtüye gidiyorsunuz’’ demiş. DYP'nin önceki gün gensoru önergesini apar topar geri çekmesinde bunun da etkisi büyük olmuş. Hükümetin etkin bakanlarından biri ‘‘Sezer'e ait olduğunu’’ ileri sürdüğü planı bize de anlattı. Aktardığına göre; Sezer uzun süredir ‘‘Demokratik ve çağdaş anayasa’’ çalışması yaptırıyormuş. 'Mış' ve 'muşlarla' anlatılan senaryoya göre, Sezer anayasa hazırlığını ‘‘Meclis dışındaki güç odakları’’ ile yürütüyor. Hazırlıklar bir süre sonra bitecek ve anayasa Meclis'e dayatılacak. Sezer, Başbakan ile haftalık olağan görüşmelerde hiç konuşmuyor, soru sormuyor, bir temas, yakınlaşma olanağı aramıyor. Tam anlamıyla hükümeti yıpratma ve ipleri koparma taktiği uyguluyor. Kararnameleri imzalamıyor. Hedefi ise hükümeti yıldırıp, istifaya zorlamak. Hatta, ‘‘tarihin en çok yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu’’ gerçekleştiren hükümeti ‘‘yolsuzlukla itham’’ etmek. Bunun için de Devlet Denetleme Kurulu'nu devreye sokuyor. . * * * Aynı bakan, bunu da planın bir parçası olarak gösteriyor. Bankalarla ilgili önemli bilgileri eline geçirip, ilerde özel sektöre ve basına karşı bir tehdit unsuru olarak kullanmayı amaçladığını iddia ediyor. Aktardıkları burada bitmiyor. ‘‘Biz hükümetten çekildiğimizde ne olacak biliyor musun?’’ sorusuyla başlayıp devam ediyor: ‘‘Bu Meclis'ten, bu koalisyon haricinde hükümet çıkmayacağı biliniyor.’’ Anlattığına göre, Sezer hükümetin istifasının ardından bir süre yeni bir hükümetin kurulması için Meclis'teki turları bekleyecek. ‘‘Nafile olduğu’’ ortaya çıkınca ‘‘Hükümeti kuramıyorsunuz’’ deyip ipleri eline alacak. Kendisine yakın olabilecek bazı milletvekillerinin de içinde bulunduğu teknokratlar hükümetini kurduracak... * * * Sonra ne mi olacak? Yeni gelen bakanlar, bugünkü hükümet üyeleri hakkında olmadık suçlamalarda bulunacak. Ülkeyi kötü yönettikleri, ekonomiyi çıkmaza soktukları iddialarını ortaya atacak. Bu hükümet ipleri tam el geçirince seçime gidecek. Bu sırada teknokratlar hükümetinin bakanları, bir partiye geçecek. Böylece, o parti hükümetteymiş gibi olacak ve seçimi kazanacak. Hükümetin karşı bir planı da yokmuş, düşünülmemiş. Bunlar hayalci gibi gelebilir. Ancak Başbakanlık'ta hemen her bakanın odasında konuşuluyor. * * * Peki Çankaya buna ne diyor? Sezer'e yakın bir isim yukarıdaki senaryoyu aktardığımızda gülüyor. ‘‘Sayın Cumhurbaşkanı hayatı boyunca politika ile uğraşmadı ki, politik plan yapsın’’ diyor. Çevresindeki isimlerin de bugüne kadar politika ile sıkı fıkı olmadığına dikkat çekiyor. Son dönemde 211 kararname geldiğini, 3'ünün geri çevrildiğini söylüyor. Demokratik, çağdaş Anayasa hazırlığına İstanbul ve Ankara Baroları'nın Sezer seçilmeden önce, 1999 sonbaharında başlandığını anımsatıyor. Çankaya ile hükümet arasında daha çok senaryo yazılacağa benziyor. Köşk'teki Hakim Abdullah Muradoğlu Anka Yayınları Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'i Orta Anadolu'dan 864 rakımlı tepeye çıkaran faktörler, kişiliği, yaşam biçim hep merak edildi, kimliği hakkında çok şeyler söylendi. Sezer açıklamıyor, gösteriyor. Eylemleriyle kazanıyor. Seveni de sevmeyeni de anlıyor Sezer'i. "Binbir entrikanın geçtiği saray" olarak nitelendirilen Çankaya Köşkü'nde "Devlet rutin dışına çıkabilir" diyen devlet adamlarından sonra, Sezer'in varlığı demokratik hukuk devleti açısından bir güvence sayılmalı. Kişisel hataları, paylaşmadığımız görüşleri mutlaka vardır, bu doğaldır da; ama bir şey daha var: Sezer'in yüzü halka dönük. Bu özelliği onu, ne derin güç merkezlerinin, ne küçük bir iş adamı grubunun, ne de ayrıcalıklı zümrelerin değil, bütün Türkiye'nin Cumhurbaşkanı yapıyor. Sezer'in cumhurbaşkanlığı olağanüstü süreçten geçen Türkiye'den ekonominin siyasetin, basının, hukukun, demokrasinin, bilimin normale dönmesi gerektiğini dayatıyor. Cumhurbaşkanı Sezer de siyasetçi kumpaslarının, çıkar gruplarının, sahte aydınların, cahil yığınların yarattığı illüzyon içinde yükselen sahte değerlere yenik düşerek yalnızlaşmaz, soylu düşünceleri ayağa kaldırmak yolunda bir kıvılcım çakabilirse; Çankaya Köşkü'nün kalın duvarları arasında yalnızlık hissetmeyecek, gözleri açık veda etmeyecek yaşama.Umulur ki Sezer de yeni bir "umut işkencesi" olmasın. SÜLEYMAN DEMİREL 9.CUMHURBAŞKANIGÖREV SÜRESİ 16 MAYIS 1993 16 MAYIS 2000 1 Kasım 1924' te Isparta'nın Atabey ilçesine bağlı İslamköy'de doğdu. İlköğrenimini doğduğu köyde, ortaokul ve liseyi Isparta ve Afyon'da bitirdi. Şubat 1949'da İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi'nden mezun oldu. Aynı yıl Elektrik İşleri Etüd İdaresi' nde göreve başladı. Önce 1949-1950, daha sonra 1954-1955 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri'nde barajlar, sulama ve elektrifikasyon konularında ihtisas yaptı. 1954 yılında Barajlar Dairesi Başkanı, 1955 yılında da Devlet Su İşleri Genel Müdürü oldu. 1962-1964 yılları arasında serbest müşavir-mühendis olarak çalıştı. Aynı yıllarda Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde su mühendisliği konusunda dersler verdi. Siyasî yaşamına, 1962 yılında, Adalet Partisi Genel İdare Kurulu üyeliği ile başladı. 28 Kasım 1964 tarihinde bu partiye genel başkan seçilmesinin ardından, kurulmasını sağladığı ve Şubat-Ekim 1965 tarihleri arasında görev yapan koalisyon hükûmetinde Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı. 10 Ekim 1965'de yapılan genel seçimlerde başında bulunduğu AP, yüzde 53 oy alarak tek başına iktidar oldu. Bu seçimlerde Isparta Milletvekili olarak Parlamento'ya girdi ve Türkiye'nin 12. Başbakanı olarak hükûmeti kurdu. Bu hükûmet 4 yıl sürdü. 10 Ekim 1969 tarihindeki genel seçimlerde de Adalet Partisi yine tek başına iktidar oldu. Böylece, 31. T.C. Hükûmeti'ni kurdu. Daha sonra, parti içi bir kriz dolayısı ile, 32. T.C. Hükûmeti'ni kurmak durumunda kaldı. 12 Mart 1971 muhtırası üzerine, başbakanlık görevini bıraktı. 1971 ile 1980 arasında, 1975, 1977 ve 1979'da 3 defa daha hükûmet kurdu. 12 Eylül 1980 müdahalesi üzerine görevi bıraktı ve 7 sene yasaklı olarak siyaset dışı kaldı. 6 Eylül 1987'de yapılan halk oylaması ile yasaklar kaldırıldı ve 24 Eylül 1987 tarihinde, Doğru Yol Partisi Genel Başkanlığı'na seçildi. 29 Kasım 1987'de yapılan genel seçimlerde Isparta Milletvekili olarak tekrar TBMM'ne girdi. 20 Ekim 1991 tarihinde yapılan genel seçimler sonrasında, DYP ile Sosyaldemokrat Halkçı Parti'nin biraraya gelerek kurduğu 49. T.C. Hükûmeti'nde Başbakan olarak görev aldı. 30 yaşında genel müdür, 40 yaşında önce parti genel başkanı, sonra başbakan olmuş; 12 seneye yaklaşan başbakanlık görevinde, Türkiye'nin kalkınması ve gelişmesine büyük hizmetlerde bulunmuştur. Türkiye'nin en genç genel müdürü, en genç başbakanı ve İsmet İnönü'den sonra en uzun başbakanlık yapmış kişisidir. 6 dönem Isparta Milletvekilliği yapmış, 7 sene yasaklı kalmış, 6 defa hükûmetten gitmiş, 7 defa hükûmet kurmuştur. 16 Mayıs 1993 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye'nin 9. Cumhurbaşkanı olarak seçildi. HAKKINDA YAZILANLAR Görüntüler/ Süleyman Demirel 50. Yıl Hulusi Turgut ABC Kitabevi Yayın ve Dağıtım AŞ. / Siyaset Dizisi Değerli Kitap Dostları, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne 50 yıldan beri hizmet verip, ülkeye dev eserler kazandıran Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel'le ilgili 2 ciltlik bir belgeseli, kültür hizmetine sunmanın gurur ve mutluluğunu yaşıyoruz. Sayın Demirel'in 1949 yılı Nisan ayında, Elektrik İşleri Etüd İdaresi'de başlayan devlet hizmeti, 1999'da yarım asrı tamamladı. İnşaat Yüksek Mühendisi olarak Türk insanına hizmet vermeye koyulan Sayın Demirel, daha sonra Barajlar Dairesi Reisi, Devlet Su İşleri Genel Müdürü, Başbakan Yardımcısı Başbakan ve nihayet Türkiye Cumhurbaşkanı konumundaki çalışmaları ile başarasının zirvesine ulaştı. Tükiye'nin 9. Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel 7 yılık görevini 16 Mayıs 2000'de tamamlıyor. 38 yıldan beri aktif siyasetin içerisinde bulunan Sayın Demirel, bu süre içinde ülke kalkınması ve insanların mutluluğu için dev projelere imzasını attı. 2000'li yılların başında da dünya liderlerinin duayeni konumuna ulaştı. 9. Cumhurbaşkanımızı'ın görev süresi dolmadan 40 gün önce, Türkiye'yi resmen ziyaret eden Almanya Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Johannes Rau, bakınız Sayın Demirel'i nasıl tarif ediyordu: "Sayın Cumhurbaşkanı, siz modern Türkiye'nin değişim sürecini simgelemektesiniz. Siz, Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün aşamalarını yaşadınız ve uzun dönemlerde yönetmen olarak şekillendirdiniz. Siz, haklı olarak bir halk adamı olmaktan gurur duymaktasınız. Siz, inşaatçı baretini başına geçiren, eline küreği alan ve vizyonları gerçekleştiren bir politikacısınız. Almanya, Avrupa ve dünya sizi olağanüstü bir devlet adamı olarak takdir etmektedir. 20. Yüzyılın ikinci yarısında hemen hemen hiçbir Türk politikacısı ülkenin kaderine sizin kadar damgasını vurmamıştır. Mustafa Kemal Atatürk bir keresinde şu sözleri telaffuz etmiştir: Bir gezgin yalnızca yolu değil, yolun ardındaki ufku da görmek zorundadır. Siz, siyasi yolculuğunuzda daima bu ilkeyi izlediniz." Demirel Dönemi 12 Mart Darbesi 1965-1971 Cüneyt Arcayürek Bilgi Yayınevi / Cüneyt Arcayürek Açıklıyor Dizisi ... Her sayfada Cüneyt Arcayürek'in değer yargılarına katılmasanız da önemli olayların içinde soluk soluğa yaşamış bir gazeteciyle karşı karşıya bulunduğunuzu ve gazeteciliğin ne demek olduğunu anlıyorsunuz. Türkiye'nin tarihini yazmak isteyen kişi, Arcayürek'in kitaplarını incelemeden bu işi yaparsa eksik kalacaktır. -İlhan Selçuk- Demirel'in Yokluk Yılları Yavuz Donat Bilgi Yayınevi / Yavuz Donat'ın Vitrininden Dizisi Buna, "Demirel'in zor yılları" da denebilir. 12 Eylül sabahından başlayıp, siyasi yasağın kaldırıldığı güne kadar geçen dönem... TURGUT ÖZAL 8.CUMHURBAŞKANIGÖREV SÜRESi 9 KASIM 1989 17 NİSAN 1993 1927 yılında Malatya'da doğdu. 1950 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi'nden Elektrik Mühendisi olarak mezun oldu. 1952 yılında A.B.D'ne giderek ekonomi tahsili gördü. Türkiye'ye döndükten sonra Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdür Yardımcısı oldu ve Türkiye'nin elektrifikasyonu ile ilgili projelerde çalıştı. 1961-62 yılları arasında askerlik hizmetini Milli Savunma Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu üyesi olarak ifa etti ve Devlet Planlama Teşkilatı'nın kurulmasına katkıda bulundu. Bu sırada, Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde ders de verdi. Bir süre Başbakanlık Teknik Uzmanlar Kurulu Üyesi olarak çalıştı ve 1967-71 yılları arasında da Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı görevini yürüttü. Ekonomik Koordinasyon Kurulu, Para ve Kredi Kurulu, RCD Koordinasyon Kurulu ve AET Koordinasyon Kurulu başkanlıklarında bulundu. 1971-1973 tarihleri arasında Dünya Bankası'nda danışman olarak çalıştı. Türkiye'ye döndükten sonra çeşitli sınai kuruluşlarda çalıştı ve 1979 yılı sonlarına doğru Başbakanlık Müsteşarı olarak atandı. Aynı dönemde Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı görevini de vekaleten yürüttü. 12 Eylül 1980 müdahalesinden sonra kurulan hükûmete ekonomik işlerden sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak atandı. 1982 yılında bu görevinden istifa etti. 1983 yılında Anavatan Partisi'ni kurdu ve aynı yıl yapılan genel seçimlerde partisinin başarılı olması üzerine hükûmeti kurmakla görevlendirildi ve böylece Türkiye'nin 19. Başbakanı oldu. 1987 yılında yapılan seçimler sonrasında tekrar hükûmet kurdu ve başbakan olarak görev yaptı. 31 Ekim 1989'da TBMM tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nin 8. Cumhurbaşkanı olarak seçildi ve 9 Kasım 1989 tarihinde bu görevine başladı. 17 Nisan 1993 tarihinde geçirdiği bir rahatsızlık sebebiyle görevi sırasında vefat etti. HAKKINDA YAZILANLAR Turgut Özal 1983-1993 Fatih Emin Risale Yayınları Özal Hikayesi Hasan Cemal Doğan Yayıcılık “Kimdir Turgut Özal? İnsan olarak, siyaset adamı olarak... Kişiliği nasıl oluşmuştur? Ya beslendiği kültürel ortam? Bu dünyaya ve öbür dünyaya bakışı... Kendisinde, ailesinde, partisinde yaşayageldiği Doğu-Batı ikilemi nedir? Vefalı bir insan mı? Kindar mı? İnatçı mı? Politikadaki güvenilirliği ve inandırıcılığı... Özal ve ABD... Özal ve asker... Özal ve hanedan... Ekonomide ve demokraside modeli... 12 Eylül'ün siyasal ortamında geçerli "haksız rekabet"le 1983'te iktidara tırmanışı... 1989'daki inişi... Bu süreci çok yakından izledi Hasan Cemal. Altı yılda yükseliş ve düşüş: tarihsel süreç içinde, ancak bir an sayılabilir bu. Hasan Cemal bu anı fotoğrafladı ve ortaya Özal Hikayesi çıktı. Özgün bir yapıttır Özal Hikayesi; eksiğiyle fazlasıyla Özal'ın kendisidir. Çekilen fotoğraf, tarihi yakalamaya dönük bir çaba sayılabilir. Tarihi yaşarken yakalamak... Evet, belki de olanaksız. Ama bir gazeteci vazgeçemez bundan. Akıp giden zamanın gelecekteki öyküsünü bugünden ele geçirmeye çalışır. Çünkü her şeyden önce çağının tanığı olmak ister. Onun için sürekli kıpır kıpırdır gazeteci. Suyun yüzüne vuranla yetinmez. Sahnenin arkasındakini sergilemeye çalışır çoğu kez. Turgut Özal da sahnede yıllarca kaldı... İşte böyle bir çabanın ürünüdür Özal Hikayesi...” Özal'ın Misyonu Meşhurların Hatıraları ve Değerlendirmeleriyle Osman Özsoy Türdav Yayınları “Siyasetçilerimiz Özal'ın vizyonuna sahip olma yarışında. Partilerimiz, Özal'ın misyonunu en iyi biz temsil ediyoruz iddiasında. Vefatının üzerinden yıllar geçmesine rağmen, sağlığında olduğu kadar ölümünden sonra da ülke gündemini meşgul eden isimlerin başında geliyor Turgut Özal. ... Ve Özal tartışılıyor. Yaşadığı dönemde vizyonu, ölümünden sonra misyonu tartışılan Turgut Özal"ı anlatan kapsamlı bir eserle karşı karşıyasınız. Eserin, Özal'ın vizyonuna sahip olmak isteyenlerle, misyonunu temsil etmek isteyenlere faydalı olacağı kanaatindeyiz. Şimdi söz, okuyucunun...” Turgut Özal'ın Anıları Mehmet Barlas Birey Yayıncılık / Yakın Tarih - Anı Dizisi Elinizdeki kitapta, ülkemizin en yetkin gazetecilerinden Mehmet Barlas'ın Cumhuriyet döneminin en çok tartışılan, en vizyoner liderlerinden rahmetli Turgut Özal'la hayatının son yıllarında gerçekleştirdiği röportajlar yer alıyor. Kitapta Özal, ülkemizin dünü, bugünü ve geleceğine ilişkin hala geçerliliğini ve önemini koruyan görüşler dile getiriyor. Yayınevimiz, ülkemizin ve dünyanın devasa sorunlarla, açmazlarla ve belirsizliklerle karşı karşıya kaldığı bir zaman diliminde Özal'ın Anıları'nı yayımlayarak siyaset ve ekonomi dünyamıza anlamlı bir katkıda bulunuyor. Barlas'ın kitabı, yabancı kaynaklarda Özal hakkında en fazla referans olarak başvurulan kitaplardan biri. Özal'lı Yıllar 1983-1987 Yavuz Donat Bilgi Yayınevi / Yavuz Donat'ın Vitrininden Dizisi "Özal'lı Yıllar", Yavuz Donat'ın Vitrin'inden dizisinin son kitabı. Donat, "Sandıktan İhtilale", "Buyruklu Demokrasi" ve "Özal'lı Yıllar" adlı bu üç kitapla, 1977'den, 1987 Eylülü başına değin ülkemizin siyasal görüntüsünü , yine 1987 notlarıyla renklendirerek çiziyor. -Rauf Tamer (Tercüman, 5.4. 1987)- 24 Ocak Yargılanıyor (İcraatın Dışından) 24 Ocağın Ekonomi Politiği Faik Y.Başbuğ Tekin Yayınevi İşte "24 Ocak" pastasından acı bir ziyafet. Ortadirek adlandırmalı müşteriler çokluğunda, tadsız düşündürücü ve sanki hep ağıt dolu... Bu yönlü ağırlıklarıyla, yazılanlar, izleyicileri çok ilginç bir senaryo kurgusunda, zengin Başbakan masalarından yoksullara bakımyurdu'na, piyango milyarderliği umudundan fahişeliğin ekonomik diyalektiğine taşıyacak içerikte. Konular, uzun bir dönemi içeren anı-günlük yaklaşımıyla izlenmeye çalışılmıştır. Bunun için de, özellikle "ihtilalin" ya da yerleşik deyimiyle "Kurtuluş Harekatının" bereketlendirdiği topraklarda, 24 Ocak ve mimarlarının icraatı yansız bir şekilde ele alınmış ve bu açıdan sistem bütünlüğü, kendi mantığı içinde özenle korunmak istenmiştir. YORUM Davut Bey ve Turgut Bey Hilmi Yavuz Zaman 27 Nisan 2001 Batılılaşma ya da Modernleşme girişimleri, Osmanlı entelektüellerini, Aydınlanma sonrasında Avrupa siyasal düşüncesiyle ilişki kurmaya götürmüştür; ama buna benzer bir ilişki Avrupa iktisat düşüncesiyle kurulamamıştır. Geçen haftaki yazımda da belirtmiştim: Prof. Ahmet Güner Sayar, bırakınız Yeni Osmanlılar'ı Jön Türkler'in bile 'ne teorik iktisattan anladıklarını, ne de bizatihi iktisadi süreci anlayabildiklerini' öne sürmenin mümkün olmadığını bildirir; Adam Smith ve Ricardo'nun iktisadi fikirlerinin 'Yeni Osmanlıların teorik esaslarına kaynaklık ettiğini' öne süren Bernard Lewis'in bu iddiasının bir 'fanteziden öteye geçmediğini vurgular. Namık Kemal'in, Montesquieu ve J.J. Rousseau'nun siyasal teorilerinden etkilendiğini biliyoruz elbet; –bizzat Namık Kemal'in yazıları bu etkilenmeye tanıklık ediyor çünkü! Gelgelelim, Adam Smith ve Ricardo'nun iktisat teorilerinin Yeni Osmanlılar'ın iktisadi görüşlerine kaynaklık ettiği iddiasının dayanağı nedir? Ve bu iddia, niçin 'bir fanteziden öteye' geçememektedir? Prof. Dr. Şerif Mardin, 'Türkiye'de İktisadi Düşüncenin Gelişmesi' adlı kapsamlı makalesinde, 1838'de İngiltere ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan Baltalimanı anlaşmasının 'bütün hazırlık safhalarında ehemmiyetli bir rol' oynayan İngiliz Sefareti Başkatibi David Urquhart'tan söz ediyor. Prof. Mardin'in deyişiyle, 'Adam Smith'ten daha Adam Smith'çi' olan Urquhart, 'Adam Smith'in kaldırılmasını tavsiye ettiği devlet müdahalelerinden Türkiye'de hiçbirinin bulunmadığına ve binaenaleyh Türkiye'nin serbest ticaret için ideal bir ülke olduğuna' inanmaktaydı. Urquhart, bu düşüncelerini 1833'te yayımladığı 'Turkey and Its Ressources' adlı kitabında açıklamıştır. O yıllarda, yine İngiliz sefaretinde katip olarak görev yapan (Sir) Henry Layard'ın Autobiography and Letters'te yazdıklarına bakılırsa, Ahmet Vefik Efendi (Paşa) ile, 'Adam Smith ve Ricardo'nun eserlerindeki politik ekonomi konuları üzerinde' tartıştıkları anlaşılıyor. Urquhart üzerine kuşatıcı bir çalışma yapmış olan Prof. Taner Timur da, 'Osmanlı Çalışmaları'nda, onun İngiliz politikasında 'Rus tarafdarları'na karşı, 'Osmanlı tarafdarları'nı temsil ettiğini yazmıştır. Urquhart'a göre 'Osmanlı düzeni en geniş ölçüde özgür ticarete ve özgür sanayie dayanmakta, bu durum da yerel idarenin son derece özerk ve gelişmiş olmasına yol açmaktadır. Türkler, 'çürümüş Bizans aristokrasisinin', 'kalabalık ve zalim ruhban sınıfının', 'hor görülmeye layık hükümetinin haksız kanunlarının' ve özellikle de tekelleri işle 'mali idaresinin ve tahsildarlar ordusunun' tam anlamıyla ezdiği halka rahat bir nefes aldırmışlardır. Timur'un belirttiğine göre David Urquhart (Osmanlıların verdikleri adla, 'Davut Bey'!), Osmanlı Devleti'nde yerel idarelerin özerkliğinin, 'kökeni İslam hukukuna dayanan vergi sistemi sayesinde' gerçekleştiğini düşünmektedir: 'Gerçekten de Türkler dolaylı vergileri toptan reddederek ve mali sistemleri basit ve dolaysız bir vergi sistemine dayandırarak, ticaretin ve sanayinin son derece gelişmesine elverişli bir zemin hazırlamışlardır. Doğrudan vergiler, yerel idareleri geliştirmiş ve bu durum Müslüman olmayan reayanın da kendi kurumlarını korumalarına ve hatta, Avrupa'da sanılanın aksine, geliştirmelerine yol açmıştır.' Urquhart, Osmanlı sistemi analiz edilirken iki tip 'merkeziyetçilik'in birbirine karıştırılmaması gerektiğini hatırlatarak, Osmanlı'da siyasal merkeziyetçilikten söz edilebileceğini, ama idari merkeziyetçiliğin bulunmadığı görüşündedir. (Şerif Mardin, Urquhart'ın özellikle Rumeli'deki vergi sistemini yakından incelediğini ve bu vergilerin 'beledi teşekküller olan ayanlar tarafından tayini ve toplanması'nın Urquhart'ı çok etkilediğini bildirmektedir.) Kısaca Urquhart, Osmanlı iktisadi yapısının liberal bir iktisat konsepti bağlamında örgütlendiğini, devlet müdahalesinin (zannedilenin aksine) asgari düzeyde olduğu kanısındadır. Taner Timur da, Osmanlı toplumunda yerel yönetimlerin özerk konumuna yaptığı vurgu dolayısıyla Urquhart'ın fikirlerinin günümüzde moda olan 'Osmanlı'da sivil toplum yok!' iddialarına uzak düştüğünü söylüyor. Osmanlı 'sivil toplum'unu, Urquhart'ın 'Türk ilkeleri' adını verdiği ilkelere dayandırabiliriz: Pazar ve ticaret özgürlüğü, sultanın keyfî vergi koyamaması, yerel geleneklere saygı, dini kurumların özerkliğini koruma, gayrimüslimlerin inanç özgürlüklerinin teminat altında bulunması... Bu durum, Prof. Timur'un haklı olarak belirttiği gibi, Osmanlı'nın 'modernist' potansiyelini gösterir. Urquhart'ın 'Yeni Osmanlılar'la olan ilişkisi, özellikle 'sarıklı ihtilalci' Ali Suavi'de görülür. Hüseyin Çelik, 'Ali Suavi ve Dönemi'nde, 'Suavi, Urquhart'ta adeta kendisini bulmuştur' der. 'Çünkü o, Urquhart'ın söylediklerini, küçük nüanslar dışında bir ömür boyu söylemiş adam'dır. Çelik şunları yazıyor: 'Suavi de Urquhart gibi, İslam'ın Hıristiyanlık'tan farklı olarak, bütün çağların ihtiyacına en modern şekilde cevap verecek bir din olduğuna inanıyordu.' Nitekim Urquhart'ın Sultan Abdülaziz'e gönderdiği bir mektupta, Osmanlıların 'ancak ve ancak, geçmişte olduğu gibi Kur'an–ı Kerim'in hükümlerine tam uyarak yaşayabileceğini' bildirdiği de biliniyor. David Urquhart ya da Davut Bey, Adam Smith'ten daha adam Smith'çi olduğu kadar, Osmanlı'dan daha Osmanlıcı olarak yadırganmış, hatta bizzat İngiliz hükümeti ve elbette Dışişleri Bakanı Lord Palmerston tarafından dışlanmıştır. Urquhart, İngiltere'nin Osmanlı ile olan ticari ilişkilerini geliştirmesi için çalışıyordu; –Lord Palmerston ise, Rusya ile! Ama maalesef, Ali Suavi dışında Yeni Osmanlılar'ın Davut Bey'i ciddiye aldıklarına dair bir tanıklık yoktur. İngilizler de ciddiye almamışlardır Urquhart'ı... Kimilerine göre 'acayip', 'egzantrik' ve 'megolaman'dır, kimilerine göreyse 'yarı deli!' Prof. Mardin bile, 'Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu'nda Urquhart'ın hissi egzotizmi'nden söz etmekten kendini alamamıştır. Dolayısıyla, Adam Smith ve Ricardo'nun görüşlerinin Urquhart gibi 'acayip' biri aracılığıyla dolaşıma sokulmasının Osmanlı entelijansiyası tarafından 'fantezi' olarak kabul edilmesine şaşmamak gerekir... Davut Bey'in Osmanlı toplumunun modernist potansiyeline ilişkin değerlendirmelerinin Yeni Osmanlılar'ın ya da Jön Türkler'in fikirleri üzerinde etkin olmayışını anlamak mümkün de, bu düşüncelerin belli ölçekte değerlendirilebilmeleri için Turgut Bey'in iktidara gelmesini beklemek? İşte bunu anlamak mümkün değil! Hem siyasi hem de iktisadi anlamda gerçek 'Modernleşme' ya da 'Batılılaşma', bütün sancıları, problemleri ve elbette hatalarıyla, Osmanlı'nın modernist potansiyelinin farkında olan Turgut Bey'le başlamıştır çünkü... KENAN EVREN 7.CUMHURBAŞKANIGÖREV SÜRESİ 9 KASIM 1982 9 KASIM 1989 1918 yılında Manisa ilinin Alaşehir ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Alaşehir, Manisa, Balıkesir ve İstanbul'da sürdürdü ve Maltepe Askerî Lisesi'nden mezun oldu. 1938 yılında Kara Harp Okulu'nu, 1949 yılında Harp Akademisi'ni bitirdi. Topçu subayı ve Kurmay subay olarak Silahlı Kuvvetler'in çeşitli kademelerinde görev yaptı. Dokuzuncu Kore Türk Tugayı'nda, önce Harekât ve Eğitim Şube Müdürlüğü; sonradan Kurmay Başkanlığı görevlerinde bulundu. Tuğgeneralliğe yükseldiği 30 Ağustos 1964 gününden itibaren, Silahlı Kuvvetler'in bütün komuta kademelerinde ve üst rütbelerde görevini sürdürerek, Ordu Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı'ndan sonra, 7 Mart 1978 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı'na atandı. Bu görevi sırasında, 12 Eylül 1980 tarihinde yapılan askeri müdahale ile, diğer görevleri yanında Devlet Başkanlığı görevini de üstlendi. 7 Kasım 1982 tarihinde halk oyuna sunulan ve kabul olunan Anayasa ile, Türkiyenin 7. Cumhurbaşkanı olarak göreve başladı. 9 Kasım 1989 tarihinde, görev süresini tamamlayarak Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrıldı. ESERLERİ Zorlu Yıllarım 1 Kenan Evren Milliyet Yayınları / Yaşantı Dizisi "Zorlu Yıllarım"da anarşi ve terörün kol gezdiği, sosyal siyasal olumsuzlukların doruk noktasına ulaştığı yakın tarihimiz, en yetkili ağızdan tekrar inceleniyor. Sayın Kenan Evren daha önce 6 cilt olarak yayımlanan "Anıları"nı bu kez değişik bir tarzda ele alıyor. Ayrıca son dakikaya kadar yazmayı çeşitli nedenlerle istemediği konu, kişi ve olayları da gözler önüne seriyor. HAKKINDA YAZILANLAR Kenan Evren'in Yazılmamış Anıları Baskın Oran Bilgi Yayınevi / Baskın Oran'ın Kitapları Dizisi "Yaşamım boyunca bu denli keyifle okuduğum başka kitap anımsamıyorum. Bu keyif önce kitabın konusundan ve kahramanından geliyor. Konu, 1961 yılından başlayarak tarih sırasına göre atlaya atlaya anlatılan Kenan Evren'in yaşamı. Salt Türkiye'de değil, dünya yazınında bu türde yazılmış yapıtlar olduğunu bilmiyordum... Kitabın türünü belirleyemedim. Roman değil, ama roman. Anı değil, ama anı. Günce değil, ama günce. Özyaşamöyküsü değil, ama özyaşamöyküsü. Bir araştırma değil, ama araştırma. Bence bilimkurgu denilen roman türünün yeni ve gerçekçi bir modeli diyebiliriz bu kitaba. -Aziz Nesin- Kenan Evren'in Yazılmamış Anıları 2 Son Defter Baskın Oran Bilgi Yayınevi / Baskın Oran'ın Kitapları Dizisi "Kenan Evren'in Yazılmamış Anıları'nı yazdığı için Baskın Oran'a ellerine sağlık ve ona renkli konuşmalarıyla bu esini veren Evren'e de diline sağlık diyorum. Ancık bu, 'yazılmamış anıların' son olmasını istemem. Kendisine paşa denimesini isteyen ve kendisini general değil de paşa sanan Marmaris'te paşa paşa oturan Kenan Evren'in her zaman olduğu gibi havadan sudan ve dereden tepeden ağzına geldiği gibi konuşmasını, Baskın'ın da bunları saptayarak şu sıkıntılı ve bunalımlı dönemde okurları biraz olsun güldürmelerini dilerim." -Aziz Nesin- İSMET İNÖNÜ 2.CUMHURBAŞKANIGÖREV SÜRESi 11 KASIM 1938 22 MAYIS 1950 1884 yılında izmir'de dogdu. ilk ve orta ögrenimini Sivas' ta tamamladıktan sonra Mühendishane idadisini (Askerî Lise) bitirdi. 1903 yılında Kara Harp Okulu'ndan, 1906 yılında Harp Akademisi'nden mezun olarak, ordunun çeşitli kademelerinde görev yaptı. 1910-1913 yılları arasında Yemen isyanı'nın bastırılması harekâtına katıldı. Bu ve bundan önceki görevlerinde hudut problemleri ve asilerle yapılan anlasmalarda görev aldı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Kafkas Cephesi'nde Kolordu Komutanı oldu.Suriye Cephesi'nde savaştı; Millî Mücadele sırasında Mustafa Kemal Atatürk'le birlikte çalıştı. Edirne milletvekilligi ve bakanlık yaptı. Albay ismet Bey, mebusluk ve bakanlık da uhdesinde kalarak Garp Cephesi Komutanlıgı'na getirildi. 25 Ekim 1920'den sonra Batı Cephesi Komutanı olarak Çerkez Ethem kuvvetleriyle çatıştı..Birinci ve ikinci inönü Savaşlarını yönetti. Tuggeneral rütbesine yükseldi. Sakarya Meydan Savaşı ve Büyük Taarruz'dan sonra kazanılan zafer üzerine Mudanya Mütarekesi'nde Büyük Millet Meclisi'ni temsil etti. Lozan Barış Konferansı'na Dışişleri Bakan ve Türk heyeti başkanı olarak katıldı. 24 Temmuz 1923'te Lozan Andlaşması'nı imzaladı. Cumhuriyetin ilânından sonra 1923-1924 yıllarında ilk hükûmette Başbakan olarak görev aldı, 1924-1937 yılları arasında bu görevini sürdürdü. Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünden sonra, 1938 yılında, TBMM tarafından Türkiye'nin ikinci Cumhurbaşkanı olarak seçildi.ikinci Dünya Savaşı sırasında cumhurbaşkanıydı. 1950 yılında, yapılan seçimleri kaybettikten sonra, 1960 yılına kadar Ana Muhalefet Partisi Başkanı olarak siyasî hayatını sürdürdü. 27 Mayıs harekâtından sonra Kurucu Meclis üyeligine seçildi ve 10 Kasım 1961 tarihinde Başbakanlıga atandı. 1965 yılında bu görevden ayrıldıktan sonra milletvekili olarak siyasî hayatına devam etti, 1972'de Parti Genel Ba?kanlıgı ve milletvekilliginden istifa ederek; ölünceye kadar (25 Aralık 1973) Anayasa geregince Cumhuriyet Senatosu tabiî üyeligi görevinde bulundu. ESERLERİ Hatıralar Cilt: 1 İsmet İnönü Bilgi Yayınevi / İsmet İnönü Dizisi "İsmet İnönü" hatıralarını yazmayı hiç düşünmedi. Eğer 1950'li yıllarda Metin Toker hapsedilip Akis dergisinin başından uzaklaştırılmasaydı ve 1960'lı yıllarda Ulus gazetesi güç duruma düşmeseydi, "İsmet İnönü - Hatıralar" adı altında bugün bütününü yayımladığımız bu eser de hazırlanamayacaktı. Birinci kitabın birinci bölümünü "İsmet İnönü", kızı Özden Toker'e dikte ederek yazdırdı ve bu bölüm, 1959'da Akis dergisinde tefrika edildi. Birinci kitabın ikinci bölümüyle, çıkacak olan ikinci kitabın tamamı için "İsmet İnönü", değerli yazar ve tarihçi Sabahattin Selek'in yardımlarından yararlandı. Milli Mücadele Yıllarını, Lozan Konferansını ve Cumhuriyet dönemini kapsayan o kısımları Sabahattin Selek, "İsmet İnönü"nün sesinden teybe aldı. Bunların bir parçası, hiç değiştirilmeden 1968'de Ulus gazetesinde yayımlandı. Hatıralar Cilt: 2 İsmet İnönü Bilgi Yayınevi / İsmet İnönü Dizisi ... Nihayet, Cumhuriyetin kuruluşunda, 1937'ye kadar başbakan olarak hizmet gören "büyük devlet adamı" ile karşılaşıyoruz. "İnönü" burada Atatürk ile geçici ayrılışının nedenlerini çok samimi bir dille açıklamaktadır. Öğreniyoruz ki, anlaşmazlığın temelleri biraz daha eskidedir. "İsmet İnönü", cumhurbaşkanı seçilmesinden hemen sonra kendi el yazısıyla tuttuğu notlarda da olayın ilginç ayrıntılarını anlatmaktadır ve bu notlar, ikinci cildin bitimindeki ekler arasında yer almaktadır. Bütün bu cilt boyunca da "büyük edip", o kendine has, dikkat çekici üslubunu sürdürmektedir. Denilir ki siyasi karşıtları onun demeçlerini birkaç defa okuyarak inceliğini sezerlerdi. Bu, "İnönü"nün üslubunun güç anlaşılır olmasından değil, kıvrak cümlelerle ve kaba konuşmaktan daima kaçınarak fikirlerini, sizin de bir çaba göstermenizi bekleyerek söylemesinin bir sonucudur. HAKKINDA YAZILANLAR Yarı Silahlı, Yarı Külahlı Bir Ara Rejim 1960-1961 Metin Toker Bilgi Yayınevi Kitaplar yaşayan varlıklardır. Hele kitap dizileri büsbütün öyledirer. Bir planlama yaparsınız. Ele alacağınız zamanı parsellersiniz. "5 kitap olacak" dersiniz, "6 kitap olacak" dersiniz. Bir bakarsınız, biçtiğiniz süreçlerin içinden bir tanesi olağanüstü bir ilginin odak merkezini oluşturmuş. Onun üzerine, mecburen -meşhur bir şarkıda söylendiği gibi "mecburiyet"ten- o dönemi bir ayrı ilgiyle ele almak durumunda kalırsınız. Özellikle televizyonda yayınlanan bir dizi 1960-1961 dönemini o hale getirdi. 1960-1961 arası mutlaka bir "inanılır ve belgesel nitelik taşıyan başvuru kitabı" olmak görevini üstlenmeliydi. Bundan dolayıdır ki ilk planlamadaki 5. kitap, "Darbeden Demokrasiye (1960-1965)" ikiye bölündü ve ortaya bu, Milli Birlik Komitesi iktidarını kapsayan "Yarı Silahlı, Yarı Külahlı Bir Ara Rejim (1960-1961)"e yer açtı. Dizinin yazarının "külahlı bir fotoğraf"ının bu sayfada yer alması da kitabın adının getirdiği ilhamın sonucudur. Böylece dizinin kitap sayısı altıdan yediye çıkmış bulunuyor. 6. kitap "İnönü'nün Son Başbakanlığı (1961-1965)" başlığını taşıyacaktır. Dizi "İsmet Paşanın Son Yılları (1965-1973)" başlıklı 7. kitapla son bulacaktır. Tek Partiden Çok Partiye 1944-1950 Metin Toker Bilgi Yayınevi 1944-1950 arası Türk politika tarihinde bir dönemeç noktasıdır. Tek partiden, çok partili hayata geçilirken, bu döneme damgasını vuran kimi politikacıların, önemli olayların çoğu, bugün iyi bilinmez, çünkü gizli kalmıştır. Metin Toker, İnönü ve Bayar başta olmak üzere Nihat Erim, Tevfik Rüştü Aras, Hikmet Bayur, Refik Koraltan, Samet Ağaoğlu, Sıtkı Yırcalı ve Basri Aktaş gibi o dönemin ünlü politikacılarıyla o yıllarda uzun görüşmeler yapmış, elde bulunan belgeleri, bilgileri değerlendirerek bu yapıtı hazırlamıştır. Tek Partiden Çok Partiye, Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları'nı aydınlatacak dizinin ilk kitabıdır. Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları 1944-1973 Cilt: 2 DP'nin Altın Yılları 1950-1954 Metin Toker Bilgi Yayınevi / Metin Toker'in Kitaplar Dizisi "Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları 1944-1973" dizisinin 2.kitabı "DP'nin Altın Yılları 1950-54", özellikle gençlere, politikacılara ve meraklılara bir başvuru kitabıdır. Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları 1944-1973 Cilt: 3 DP Yokuş Aşağı 1954-1957 Metin Toker Bilgi Yayınevi / Metin Toker'in Kitapları Dizisi Metin Toker milli tarihimizden önemli bir devri anlatıyor. Metin Toker bu devrin olayları içinde, onların yakınında yaşamıştır. Bu devir Demokrasi Devriminin hikayesidir. Cumhuriyet tarihimizde tam bir dönüm noktasıdır. -İsmet İnönü- (Önsöz) Menders'i en çok düşündüren Akis istihbaratının kudreti oldu. Konyak kadehindeki soğutulmuş rakısından bir yudum daha alan Menderes "Çalıştığım ekipten emin değilim" dedi. Menderes'e göre, ekipte ağzını tutamayanlar vardı.. Akis bilmemesi, bilememesi icap eden meseleleri biliyordu. Menderes, "Bu haberleri Akis'e ya ben, ya siz veriyorsunuz" cümlesini sarfetmekten dahi çekinmedi. Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları 1944-1973 Cilt: 6 İnönü'nün Son Başbakanlığı 1961-1965 Metin Toker Bilgi Yayınevi / Metin Toker'in Kitapları Dizisi ... Bir gurup asker ülkenin meşru iktidarını devirmek ve onu ele geçirmek için sokağa döküldü mü, mutlaka başka bir asker gurubu da onun karşısında tavır alır. Bunların hepsi doğrudur. Ama karşıt gurubla birlikte sergüzeştçi gurubun üzerine yürüyebilmek için iktidarın başındaki adamın "Ancak benim Meclis kapısındaki cesedimi çiğneyerek amaçlarına varabilirler" diye kendisini ortaya atması lazımdır. O tarihteki Başbakan "İsmet Paşa" değil de Ahmet Bey veya Mehmet Bey olsaydı, ama Ahmet Bey veya Mehmet Bey öyle davranacak yüreğe sahip bulunsaydı sonuç değişir miydi? Metin Toker'in buna yanıtını, işte bu kitapta bulacaksınız. Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları 1944-1973 Cilt: 7 İsmet Paşa'nın Son Yılları 1965-1973 Metin Toker Bilgi Yayınevi / Metin Toker'in Kitapları Dizisi Abdi İpekçinin İsmet İnönü ile yaptığı ve 12 Eylül 1970 günü yayımlanan mülakat. Abdi İpekçi: Bu sıralar ne okuyorsunuz Paşam? İsmet İnönü: Şimdi Metin Toker'in kitaplarını okuyorum. Güya bildiğim, tanıdıım insanın kitaplarını okuyorum. Ama tamamiyle birbirleriyle tamamen münasebeti olmayan adamların serbest fikirleriyle okuyorum kitapları. Çok enterasandır. Çok emekle yazılmış kitaplardır. Hem tek partiden çok partiye geçiş, hem benimle 10 yıl, İsmet Paşa ile 10 yıl diye kitap var. Cilt cilt. Bitirmeye çalışıyorum. İsmet İnönü / Televizyona Anlattıklarım İsmet İnönü Nazmi Kal Bilgi Yayınevi / İsmet İnönü Dizisi "İsmet İnönü'nün Cumhuriyet'in 50. Yılı Konuşmasından": ... Ellinci seneyi o şartlar içinde idrak ediyoruz ki. Artık her fikir gerek yazı ile gerek özle çok partili siyasi haytta söylenebilecek devreye geldik. Burada muhtelif cereyanlar zaman zaman söylenir mi, söylenme daha ileri teşebbüslere varır mı, bu yüzden memleketin huzuru ve idaresi temelinden sarsılır mı? Bu endişeleri, idare edenler kafalarında bir ihtimal olarak bulundurmaları lazımdır. İsmet İnönü Yeni Bir Yorum Denemesi (İsmet İnönü, The Making of a Turkish Statesman) Metin Heper Tarih Vakfı Yurt Yayınları / Türkiye Araştırmaları Dizisi Türkiye siyasetine giriş olarak da okunabilecek bu özgün siyasi biyografi, Türkiye'nin İkinci Adam'ı hakkındaki bazı yerleşik görüşleri yeniden gözden geçiriyor. İnönü, Cumhuriyetin kuruluşunda, Batılılaşma sürecinin devam ettirilmesinde, demokrasiye geçişte ve demokrasinin yerleştirilmesinde kritik bir rol oynamıştır. Kitapta İnönü'nün Atatürk'ün tamamlayıcısı olduğu ve Türkiye Cumhuriyeti'nin üzerinde durduğu laiklik gibi temellerin sadık muhafızlığını sürdürürken, zamanla liberal görüşleri de benimsediği savunuluyor. Prof. Dr. Metin Heper'e göre, eğer yurttaşları İnönü'yü daha fazla dikkate alsalardı, daha liberal bir demokrasi anlayışına sahip olacaklar, belki de siyasette daha basiretli davranacaklardı. Mevhibe 2. Kitap/ Çankaya'nın Hanımefendisi Gülsün Bilgehan Bilgi Yayınevi ... "Mevhibe"nin birinci cildini tamamladığımda, Osmanlı İmparatorluğu'nda doğan kendi halinde küçük bir kızın nasıl bir gün Türkiye Cumhuriyeti'nin birinci kadını haline geldiğini yazmıştım ve serüvenin burada bittiğini düşünüyordum. Yanılmışım... Bayan İnönü'nün hayatının diğer yarısının da sürükleyici bir roman kadar hareketli olduğunu ancak yeni kitap için çalışırken öğrendim. O döneme ait eserleri karıştırırken, gazeteleri okurken, yüzlerce mektubu tek tek gözden geçirirken, 11 Kasım 1938'den 7 Şubat 1992'ye kadar anneannemin yaşadıklarını gün gün izledim. Acılarını, heyecanlarını, sevinçlerini hissettim, çoğu zaman kendimi onun yerinde buldum. Bir defa daha bu hikayeyi tamamlamak için bana ne kadar çok belge bıraktığına hayret ettim. Tavan arasındaki sandıklardan ansızın çıkan, geçen asırdan kalma, eski Türkçe mektuplar, dosyaların içine saklanmış, Avrupa modaevlerinden Bayan İnönü'nün zevkine sunulmuş elbise modelleri, imzalı fotoğraflar, albümler, İsmet Paşa'nın yetişmekte olan evlatlarına yazdığı, eğitim alanında ders niteliği taşıyan öğütler ve rastladığım her yerde eski dostlarından bana aktarılan anılarla, Özden Toker'in yaşantısının en hızlı devrelerini yansıttığı günlükler... "Mevhibe"nin devamı yine tarih içinde bir gezinti oldu. Kahramanım artık sadece "Hanımefendi" diye anılıyordu. Bu defa Çankaya Köşkü'nde İkinci Dünya Savaşı'nın sıkıntılarını, Pembe Köşk'te demokrasiye geçişin sancılarını çekti. Bir anne olarak çocuklarını siyaset hayatının etkilerinden kurtarmaya çabalarken diğer taraftan Cumhuriyetin birinci kadını olarak kocasının yanı başında her toplumsal etkinlikte yerini aldı. Başına gelenler Türkiye'de çok partili demokrasiyi yerine oturtma gayreti içindeki diğer politikacı ailelerinin yaşadıklarından örneklerdi. O bu sınavı şerefi ile verebilmiti. Tek dileği gelecek kuşakların aynı acıları çekmemeleriydi... Çağdaş Devlet Adamı İsmet İnönü Ali Rıza Cihan, Abdullah Tekin Tekin Yayınevi Yaşamının akışı içinde laiklik ilkesinin önemine büyük özen gösteren ve bu ilkenin doğrultusuna koşut bir uygarlık sergileyen İnönü, ülke için de sorunun bu olduğu kararıyla ekonomik, kültürel, sosyal ve eğitsel bağımlılıkları bu çizgi içinde ele alarak aydınlığa ulaştırmıştır. Türk toplumunun özgürleşme, demokratikleşme ve çağdaşlaşma sürecine etki ve katkıda bulunan insanlar elbette iyi tanınmalı, bilinmeli ve unutulmadan da anımsanmalıdır. u çalışma, bu tür bir amaçla bir görevi yerine getirmeye yöneliktir. İkinci Adam Cilt: 2 1938-1950 Şevket Süreyya Aydemir Remzi Kitabevi / Tarih Anı İnceleme Dizisi İkinci Adam'da, Tek Adam isimli üç ciltlik eserimizde konu olarak alınan Atatürk hadisesini, günümüze kadar izleriz. Şu yönleri ile ki, bu hadise, Atatürk'ü doğuran şartlar içinde Atatürk'ün zuhuru ile başlamıştır. Bu hadise, 1920-1938 devresinde, Atatürk'ün, bayrağını taşıdığı bütün olaylarda, Mustafa Kemal ve İnönü'nün Kader Birliği içinde gelişmiştir. 10 Kasım 1938'de Atatürk fani hayattan çekilince de, Atatürk'ü devam ettirmek ve onu ikmal etmek görevi, İsmet İnönü'nün omuzlarına, bütün ağırlığı ile oturmuştur... Atatürk devam ettirilmiş ve ikmal edilmiş midir? İşte bu problemdir ki, İkinci Adam'ın bu cildinde, bütün olaylarda istifhamını çizen bir konu olarak yaşar. İsmet Paşa ve Devlet Haluk Besen İnkilap Kitabevi / Tarih – İnceleme – Biyografi Dizisi İsmet İnönü'nün Kastamonu Gezileri 1938-1949-1958 Mustafa Eski Çağdaş Yayınları İsmet İnönü, cumhurbaşkanı seçildikten kısa bir süre sonra, 6 Aralık 1938 tarihinde ilk yurt gezisini Kastamonu'ya yapmıştır. İnönü; 1958'de CHP Genel Başkanı olarak iki kez daha Kastamonu'yu ziyaret etmiştir. Özellikle ilk iki gezisinde birkaç gün burada kalarak ilçelere gitmiş ve halkın dertlerini dinlemiştir. Kastamonu, Milli Mücadele yıllarında çok önemli görevler üstlenmiştir. İnebolu'ya gelen binlerce ton silah ve cephaneyi, bu bölgenin insanları çok büyük özveri ile taşımışlardır. Yüzlerce Kastamonu evladı, Garp Cephesinde İnönü ile beraber ülkemizin kaderini paylaşmıştır. İlk seyahatin Kastamonu'ya yapılmasındaki sebebi, savaş yıllarında aramak gerekir. İsmet İnönü Necdet Uğur Yapı Kredi Yayınları / Cumhuriyet ve Türkiye Dizisi I. Dünya Savaşı'nda komutanlık yapmış, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılışına tanık olmuş, bu yıkıntılar arasından Atatürk'le birlikte, onun en yakın arkadaşı ve yardımcısı olarak, çağdaş bir Türkiye'nin kuruluşunu gerçekleştirmiş ulusal bir kahramanın; Türkiye'yi II. Dünya Savaşı yangın ve yıkıntısından kurtarmış uzak görüşlü bir devlet adamının; çok partili siyasal yaşamı başlatmış, seçimlerde kaybedince iktidarı uygarca devredebilmiş çağdaş bir muhalefet liderinin; Türkiye'nin ikinci cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün, yaşamı ve dünya görüşü üzerine birinci elden bir tanıklık. YAHYA KEMAL BEYATLI 1884 yılında Üsküp'te doğdu. Asıl adı Ahmed Agâh'tır. İlköğrenimini Üsküp'te gördü. İstanbul Vefa Lisesi mezunu. Başlangıçta Sultan II.Abdülhamit yönetimine karşı muhaliflerin safında yer alarak Paris'e kaçtı. Fransa'da Siyasal Bilgiler okurken hocası Albert Sorrel'in etkisinde kalarak düşüncelerinde değişmeler oldu. Fransa'da dokuz yıl kaldı. Fransız edebiyatını ve edebiyatçılarını yakından tanıma imkânı buldu. Onlardan etkilendi. Bir ara Nev-Yunanî bir şiirin peşine düştü. Doğu Dilleri Okulu'na devam ederek Arapça ve Farsça'sını geliştirdi. Divan şiiri üzerinde yoğunlaştı. 1913 yılında İstanbul'a döndü. Darüşşafaka, Medresetü'l-Vâizin ve Darülfünûn'da Tarih ve Edebiyat dersleri okuttu. Gazete ve dergilerde yazılar yazdı. Lozan Konferansı'na katıldı. 1923'te Urfa milletvekili seçildi. Çeşitli ülkelerde diplomatik görevler alarak Türkiye'yi temsil etti. Yozgat, Tekirdağ ve İstanbul milletvekilliği yaptı. Pakistan büyükelçiliği görevinde iken emekli oldu (1949) ve yurda döndü. Tedavi için Paris'e gitti. Bir yıl sonra da öldü. Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en büyük temsilcilerinden biridir. Aruzla yazdı. Klasik şiirimizin temel özelliklerine bağlı kalarak, kendine özgü bir şair oldu. Sanatta ve edebiyatta millî ve manevî değerlere bağlı kaldı. ESERLERİ Şiirleri Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgârıyla, Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş, Bitmemiş Şiirler. Fikir ve Hatıra Kitapları:Aziz İstanbul, Eğil Dağlar, Siyasi Hikayeler, Siyasi ve Edebi Portreler, Edebiyata Dair, Çocukluğum Gençliğim Siyasi ve Edebi Hatıralarım, Tarih Muhasebeleri, Mektuplar-Makaleler NAMIK KEMAL 21 Aralık 1840'ta Tekirdağ'da doğdu, 2 Aralık 1888'de SakızAdası'nda öldü. Asıl adı Mehmed Kemal'dir, Namık adını ona şair Eşref Paşa vermiştir. Babası, II. Abdülhamid döneminde müneccimbaşılık yapmış olan Mustafa Asım Bey'dir. Annesini küçük yaşında yitirince çocukluğunu dedesi Abdüllâtif Paşa'nın yanında, Rumeli ve Anadolu'nun çeşitli kentlerinde geçirdi. Bu yüzden özel öğrenim gördü. Arapça ve Farsça öğrendi. 18 yaşlarında İstanbul'a babasının yanına döndü.1863'te Babıali Tercüme Odası'na kâtip olarak girdi. Dört yıl çalıştığı bu görev sırasında dönemin önemli düşünürve sanatçılarıyla tanışma olanağı buldu. 1865'te kurulan ve daha sonra yeni Osmanlılar Cemiyeti adıyla ortaya çıkan İttifak-ı Hamiyet adlı gizli derneğe katıldı. Bir yandan da Tasvir-i Efkâr gazetesinde hükümeti eleştiren yazılar yazıyordu. Gazete, Yeni Osmanlılar Cemiyeti'nin görüşleri doğrultusunda yaptığı yayın sonucu 1867'de kapatıldı. Namık Kemal de İstanbul'dan uzaklaştırılmak için Erzurum'a vali muavini olarak atandı. Bu göreve gitmeyi çeşitli engeller çıkarıp erteledi ve Mustafa Fazıl Paşa'nın çağrısı üzerine Ziya Paşa'yla birlikte Paris'e kaçtı. Bir süre sonra Londra'ya geçerek M. Fazıl Paşa'nın parasal desteğiyle Ali Suavi'nin Yeni Osmanlılar adına çıkardığı Muhbir gazetesinde yazmaya başladı. Ama Ali Suavi'yle anlaşamaması üzerine Muhbir'den ayrıldı. 1868'de gene M. Fazıl Paşa'nın desteğiyle Hürriyet adı altında başka bir gazete çıkardı. Çeşitli anlaşmazlıklarsonucu, Avrupa'da desteksiz kalınca, 1870'te zaptiye nazırı Hüsnü Paşa'nın çağrısı üzerine İstanbul'a döndü. Nuri, Reşat ve Ebüzziya Tevfik beylerle birlikte 1872'de İbret gazetesini kiraladı. Aynı yıl burada çıkan bir yazısı üzerine gazete hükümetçe dört ay süreyle kapatıldı. Namık Kemal gene İstanbul'dan uzaklaştırılmak için Gelibolu mutasarrıflığına atandı. Orada yazmaya başladığı Vatan Yahut Silistire oyunu, 1873'te Gedikpaşa Tiyatrosu'nda sahnelendiğinde halkı coşturup olaylara neden oldu. Bu haberi İbret gazetesinin yazması üzerine o sırada İstanbul'a dönmüş olan Namık Kemal birçok arkadaşıyla birlikte tutuklandı. Bu kez kalebentlikle Magosa'ya sürgüne gönderildi. 1876'da I. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'a döndü. Şura-yı Devlet (Danıştay) üyesi oldu. Kanun-î Esasi'yi (Anayasa) hazırlayan kurulda görev aldı. 1877 Osmanlı-Rus Savaşı çıkınca II. Abdülhamid Han'ın Meclis-i Mebusan'ı kapatması üzerine tutuklandı. Beş ay kadar tutuklu kaldıktan sonra Midilli Adası'na sürüldü. 1879'da Midilli mutasarrıfı oldu. Aynı görevle 1884'te Rodos, 1887'de Sakız Adası'na gönderildi. Ertesi yıl burada öldü ve Gelibolu'da Bolayır'da gömüldü. Namık Kemal ilk şiirlerini çocuk denecek yaşlarda yazmaya başlamıştır. İstanbul'a geldikten sonra eski ve yeni kuşaktan şairlerin bir araya gelerek kurdukları Encümen-i Şuârâ'ya ve kimi Divan şairlerine nazireler yazmıştır. Şinasi'yle tanışıncaya değin, şiirlerinde tasavvuf etkileri görülür. Bu dönemde özellikle Yenişehirli Avni, Leskofçalı Galib gibi şairlerden etkilenmiştir. Şinasi'yle tanışmasından sonra şiirlerindeki içerik de değişmiştir. Günlük konuşma dilinden alıntıların yanı sıra, o zamana değin geleneksel Türk şiirinde görülmemiş olan "hürriyet kavgası", "esaret zinciri", "vatan", "kalb-i millet" gibi yepyeni kavramlarla birlikte, doğrudan doğruya düşüncenin aktarılmasını amaçlayan bir tür "manzum nesir" oluşturmuştur. Bosna-Hersek Savaşları, 93 Savaşı gibi olayların yarattığı sonuçlar, onun yazdığı vatan şiirlerini etkilemiştir. Bu şiirlerin en tanınmışları arasında "Vâveyla", "Vatan Mersiyesi", "Vatan Şarkısı" ve "Hürriyet Kasidesi" yer alır. Namık Kemal şiirleriyle şiir tekniğine büyük bir katkıdabulunmuş sayılmazsa da o günler için alışılmamış diri bir sesle konuşmuş olması ve yapıtlarına kattığı yeni kavramlarla Türk şiirini Divan şiirinin edilgen edasından kurtarmıştır. Bütün bu nitelikler onun Vatan Şairi olarak anılmasına yol açmıştır. Tiyatro türüne özellikle önem veren Namık Kemal, altı oyun yazmıştır. Bir yurtseverlik ve kahramanlık oyunu olan Vatan Yahut Silistire yalnız ülke için değil, Avrupa'da da ilgi uyandırmış ve beş dile çevrilmiştir. Magosa'dayken yazdığı Gülnihal'de baskıya ve zulme karşı duyduğu tepkiyi dramatik bir biçimde dile getirmiştir. Oyunun sahnelenmesinde pek çok bölüm sansür tarafından çıkarılmıştır. Namık Kemal yine Magosa'da yazdığı Akif Bey'de, yurtsever bir deniz subayının göreve koştuğu sırada karısının kendisine bağlılık göstermeyişini anlatırken, ahlaksal bir yorum da getirir. Zavallı Çocuk'ta görücü yoluyla evlenmeye karşı çıkar. On beş perdelik Celaleddin Harzemşah, Namık Kemal'in en beğendiği yapıtı olarak bilinir. Oyun, Moğollar'a karşı İslam dünyasını koruyan Celaleddin Harzemşah'ın kişiliği çevresinde gelişir. Bu eserde Namık Kemal, İslam birliği düşüncesini kapsamlı bir biçimde sergilemiştir. Namık Kemal'in ilk romanı olan İntibah 1876'da yayımlanmıştır. Ruhsal çözümlemelerinin, bir olayı toplumsalve bireysel yönleriyle görmeye çalışmasının yanı sıra, dış dünya betimlemeleriyle de İntibah Türk romanında birbaşlangıç sayılabilir. Eleştirmenler Namık Kemal'in bu romanda yüksek bir edebi düzey tutturamadığı görüşündebirleşirler. Dört yıl sonra yayımladığı Cezmi, tarihsel bir romandır. Kırım Şehzadesi Adil Giray'ın yaşadığı aşk ve Cezmi'nin onu kurtarmak isterken geçirdiği serüvenlerle gelişen romanda, Namık Kemal'in tam anlamıyla Avrupa Romantizmi'nin etkisinde olduğu izlenir. Namık Kemal'in yaşamı boyunca ilgi duyduğu alanlardan birisi de tarihtir. Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş ve yükseliş dönemlerini anlattığı Devr-i İstila yayımlandığında büyük ilgi görmüştür. 1872'de çıkan Evrak-ı Parişan'da, Selahaddin Eyyubi, Fatih gibi tarihi kişilikleri, Barika-i Zafer'de İstanbul'un alınışını anlatır. Ahmed Nâfiz takma adıyla yayımladığı Silistire Muhasarası ve Kanije, yine Osmanlı tarihine ilişkin kahramanlık olaylarını ele alan kitaplardır. Namık Kemal'in, tarih konusunda en kapsamlı çalışması olan Osmanlı Tarihi'nde, Hammer'in etkisinde kaldığı, yapıtın bilimsel olmaktan çok, eğitici değer taşıdığı konusunda görüşler ileri sürülmüştür. Yarım kalan bu yapıtın ilk basımı II. Abdülhamid tarafından yasaklanmıştır. 1975'te yayımlanan Büyük İslam Tarihi adlı yapıtındaysa Namık Kemal, İbn Haldun, İbn Rüşd gibi yazarlardan yararlanmış olduğunu belirtmiştir. Namık Kemal romanı ve tiyatroyu toplumsal yaşama soktuğu gibi, edebiyat eleştirisini de Türkiye'ye ilk getiren kişilerden biri olmuştur. En önemli eleştiri eserleri Tahrib-i Harâbât ile Takip'dir. Eleştirilerinde canlı, dolaysız bir üslup kullanmıştır. Tahrib-i Harâbât, Ziya Paşa'nın Harâbât adlı güldestesine karşı yazılmış sert bir eleştiri niteliğindedir. Takip de yine aynı güldestenin ikinci cildini eleştirir. Mukaddeme-i Celal eleştirisinde Namık Kemal, Batı edebiyatı ile Doğu edebiyatını karşılaştırmış, tiyatro, roman türleri üstünde durmuştur. Namık Kemal gazeteci olarak da Türk kültürü içinde önemli bir yer alır. Döneminin hemen hemen bütün yenilik yanlısı ve ilerici gazetelerinde yazmıştır. Siyasal ve toplumsal sorunlardan edebiyat, sanat, dil ve kültür konularına dek çok çeşitli alanlarda yazdığı makalelerin sayısı 500 kadardır. Bunlarda düzyazıdaki üstün yeteneğini ortaya koyduğu ve çok etkili bir üslup yarattığı kabul edilir. ESERLERİ: Oyun: Vatan Yahut Silistire, 1873 (yeni harflerle, 1940); Zavallı Çocuk, 1873 (yeni harflerle, 1940); Akif Bey, 1874 (yeni harflerle, 1958); Celaleddin Harzemşah, 1885 (yeni harflerle, 1977); Kara Belâ, 1908. Roman: İntibah, 1876 (yeni harflerle, 1944); Cezmi, 1880 (yeni harflerle, 1963).Eleştiri: Tahrib-i Harâbât, 1885; Takip, 1885; Renan Müdafaanamesi, 1908 (yeni harflerle, 1962); İrfan Paşa'ya Mektup, 1887; Mukaddeme-i Celal, 1888. Tarihsel Yapıt: Devr-i İstila, 1871; Barika-i Zafer, 1872; Evrak-ı Perişan, 1872 (yeni harflerle, 1973); Kanije, 1874; Silistire Muhasarası, 1874 (yeni harflerle, 1946); Osmanlı Tarihi, (ö.s.), 1889 (yeni harflerle, 3 cilt, 1971-1974); Büyük İslam Tarihi, (ö.s.), 1975. Çeşitli: Rüya, 1893; Namık Kemal'in Mektupları, Ö.F. Akün (yay.), 1972. HAKKINDA YAZILANLAR 1.Peçeye İsyan Namık Kemal'in Torununun Anıları (Unveiled) Selma Ekrem Anahtar Kitapları Yayınevi Namık Kemal'i hepimiz tanırız. Tarihle ilgilenenler oğlu Ali Ekrem Bey'i de bilebilir. Oysa torunu Selma Ekrem'i yakın aile çevresi dışında bilen pek az çıkar. Üstelik bu insan, 1923 yılında, 21 yaşında bir genç kızken ABD'ye gitmek zorunda kalmış, 1986'da ölümüne kadar orada yaşamışsa. Bu kitabın yayınlanmasıyla birlikte onu herkes tanıyacak. Çünkü 1930 yılında ABD'de ardarda dört baskı yapan ve büyük övgüler alan anıları tarihsel bir değer taşıyor. Zaman dilimi olarak 1902-1923 tarihleri arasını kapsayan anılar, çocuk ve genç kız gözüyle, çökmekte olan Osmanlı İmparatorluğu'na ilişkin gözlemlerini, tanıklıklarını yalın ve akıcı bir dille anlatıyor... 2.Boğaz'daki Aşiret Mahmut Çetin Edille Yayınları "Boğaz'daki Aşiret" başlığı ister istemez "Boğaz Neresi" ve "Aşiret Kim" sorularını akla getiriyor. Evet Boğaz, bildiğimiz Boğaziçi. Genelde kırsal kesimle alakalı bir kavram olan aşiret kelimesi ise Boğaziçi"nde bir kast oluşturan büyükçe bir ailenin tarihini anlatırken hassaten seçildi. Bir sülale tarihi diyebileceğimiz Boğaz'daki Aşiret yer yer Türk Solu tarihi, yer yer de Batılılaşma Tarihi'nin belirli dönemlerini resmediyor. Aileler arasında evliliklerle kurulan bağların, sanata, ticarete, eğitime, bürokrasiye ve giderek bir yabancılaşma zihniyeti şeklinde hayata nasıl yansıdığı eserdeki ipuçları yardımıyla daha iyi görülecektir zannediyoruz. Boğaz'daki Aşiret, dört büyük ailenin birbirleriyle irtibatından oluşur. Eser bu sebeple dört bölüm olmuştur. Aile büyüklerinin asıl isimleri seçilerek de Konstantin'in Çocukarı, Detrois'in Çocukları, Sotori'nin Çocukları, Topal Osman Paşa - Namık Kemal kanadı bölümleri ortaya çıktı. Boğaz'daki Aşiret! şenlikli bir kitap. Ali Fuat Cebesoy'dan Nazım Hikmet'e, Oktay Rifat'tan Refik Erduran'a, Rasih Nuri İleri'den Ali Ekrem Bolayır'a, Zeki Baştımar'dan Sabahattin Ali'ye, Numan Menemencioğlu'ndan Abidin Dino'ya uzanan ilginç akrabalık zinciri. Polonez, Hırvat, Alman, Macar ve Rum kökenli meşhurların, yerlilerle evliliklerinden oluşan "Boğaz'daki Aşiret"in, batılılaşma tarihinde oynadığı roller... Kimlerin kimlikleri, Çıldırtan çizelgelerle soyağaçları. Ve dipnotlar! Onlar hiç bu kadar sevimli olmamışlardır. KEMAL SUNAL (Kendi kaleminden)"1944'de İstanbul'da doğdum. Lise son sınıftayken felsefe öğretmenim Belkıs Balkır, elimden tuttuğu gibi beni Müşfik Kenter'e teslim etti. Bu arada üniversiteye başladım. Bir süre sonra turneler nedeni ile öğrenimime ara vermek zorunda kaldım. Kent Oyuncuları'ndan sonra sırasıyla Ulvi Uraz Tiyatrosu, Ayfer Feray Tiyatrosu ve en son Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nda oynadım. 1972 yılında Ertem Eğilmez'in beni beğenip seçmesiyle sinemaya adımımı attım. Özel televizyonların yaygınlaşması üzerine diziler yaptım. Bu sıralarda da üniversiteyi bitirmeyi ve böylece gençlere örnek olmayı kafama koymuştum. Çünkü Türkiye'nin okuyan insana ihtiyacı vardı. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV ve Sinema Bölümü'nü 1995 yılında bitirdim. Bu da yetmez deyip yüksek lisans öğrenimimi de tamamladıktan sonra tez müddetim başladı. Bundan sonra da çok özlediğim tiyatroyu ve sinemayı birlikte yapmayı planlıyorum..." Kaynak:Radikal 4 Temmuz 2000 ADİLE NAŞİT Ünlü sinema ve tiyatro oyuncusu Adile Naşit, 17 Haziran 1930’da İstanbul’da doğdu. Asıl adı Adile Keskiner’dir. Tiyatro oyuncusu Amelya Hanım ile ünlü komedyen Naşit’in kızıdır. Babasının ölümü üzerine öğrenimini yarım bırakarak, 1944 yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu Çocuk Tiyatrosu’na girdi. Herşeyden Biraz oyunuyla sahneye çıktı. Aynı yıl Halide Pişkin’in grubuyla İstanbul’da turneye çıktı. Daha sonra Muammer Karaca’nın tiyatrosuna girdi. 1948’de komedi oyuncuları Aziz Basmacı ve Vahi Öz’le birlikte kurdukları toplulukta 1951 yılına kadar çalıştı. Yine 1948 yılında Lüküs Hayat filmiyle sinema oyunculuğuna başladı. 1950’de, kendisi gibi tiyatorcu olan Ziya Keskiner ile evlendi. 1954’te yeniden Muammer Karaca tiyatrosuna döndü ve 1960’a dek burada çalıştı. 1961’de, eşi Zİya Keskiner ve abisi Selim Naşit Özcan ile birlikte, Naşit Tiyatrosu’nu kurdular. Bu topluluğun dağılmasından sonra 1963’te girdiği Gazanfer Özcan-Gönül Ülkü tiyatrosunda, 1975’e kadar aralıksız olarak çalıştı. Adile Naşit, sinemaya ikinci ve asıl girişini 1970’lerde yaptı. 1976’da İşte Hayat adlı filmdeki rolüyle, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandı. Bu, Türk sinemasında, ‘star’ olmayan bir başoyuncunun kazandığı ilk ödüldü. Hababam Sınıfı filmlerinin birçoğunda, müstahdem kadın rolüyle yeraldı ve buradaki oyunculuğuyla da büyük beğeni kazandı. 1978’de Uluslararası Sanat Gösterileri’nin tiyatro ve müzikallerinde rol almaya başladı. 1981 yılında TRT televizyonunda Uykudan Önce isimli bir çocuk programı yapmaya başladı. Bu programda anlattığı masallar ve öykülerle, çocukların gönlünde taht kurdu. Gerek sinema filmlerinde, gerekse oyunlarda, basit, saf, iyi yürekli kadın tiplemesini başarıyla oynadı ve kendine has bir üslûpla yenileyerek karakteristik hale getirdi. Adile Naşit, 11 Aralık 1987’de İstanbul’da öldü. ŞENER ŞEN 1942 yılında doğdu. Sanat hayatına tiyatro oyunculuğuyla başladı. Ve sinemaya kompozisyon rolleriyle geçti. Şalvar Davası adlı filmiyle de başrole çıktı. Aktör Ali Şen'in oğludur. Önemli filmleri: Çiçek Abbas (Sinan Çetin), Çıplak Vatandaş (Başar Sabuncu), Değirmen (Atıf Yılmaz), Namuslu (Ertem Eğilmez), Züğürt Ağa, Selamsız Bandosu (Nesli Çölgeçen). |
|||||
|
|